HEMŞİNLİLERİN İZİNDEN ERZURUMA SEYAHAT

HEMŞİNLİLERİN İZİNDEN ERZURUMA SEYAHAT

HEMŞİNLİLERİN İZİNDEN ERZURUMA SEYAHAT

Metin Gültan, Yaşar Yurtseven, Hüseyin Reyhan

Erzurum her zaman çok ilgimizi çeken bir yer olmuştur. Erzurum’un içine birkaç sefer iş icabı gitmiştim. Hatta oranın meşhur eski iş hanlarından birisinde aldığım bir eski bıçak hala duvarımda durmaktadır. Çok güzel Çerkez kadın kemerleri görmüştüm ama şimdi o kemeri takacak genişlikteki bel herhalde kimsede kalmamıştır. Bir seferinde hanımla beraber yolumuzu Erzurum’dan geçirip Ankara’ya dönmüştük. Erzurum’a en son Doğu ekspresi ile trenle Kars’a giderken uğramıştık.
Erzurum’da gecenin bir yarısında 3 saatlik bir mola vermiştik ama ben 3 saatlik bir ara için Erzurum da trenden indiğime değmez dediğim için trende kalmıştım. Hakikaten de Erzurum’u geniş zaman diliminde gezmek lazım. Bunu herkese ve özellikle kayağa gidenlere de öneriyorum.

Mutlaka Erzurum’u gezin.

Diğer taraftan Erzurum ismi eskiden beri aile ve hemşeri sohbetlerinde karşıma çok çıkan bir bölgedir.
Sürekli Hemşin bölgesinden oraya gidenlerden bahsedilmekteydi. Hatta diğer illere gidenlerinde ilk durağıydı. Birçok tarih araştırmalarında hep Erzurum’dan ve oraya göç edenlerden bahsedilirdi. Bu sebeple de hep araştırma için gitme niyeti taşıdığım bir yer haline gelmişti, fakat hiçbir zaman o kadar kalamadım.
Pandemiden evvel ise ciddi bir şekilde yolculuğa hazırlanmış ve yaklaşık 10-15 kişi beraber gidelim diye bir heves taşır olmuştuk. Yolculuk için Ankara, İstanbul ve İzmir dışında da özellikle Hopa tarafından da arkadaşlar heves etmişlerdi. Fakat hepimizin bildiği gibi Pandemi bütün programımızı engellemişti.

2022 yılı ise bütün benzin zamlarına rağmen çıkartacağımız KALİF Dergisi için bir yazı hazırlama gayreti bizleri tekrar ve mikro bir şekilde yollara düşürdü. Hüseyin Reyhan, Yaşar Yurtseven ile beraber bir kadro oluşturarak üç kişi yola çıkacaktık. Gittiğimiz yerlerden de bazı arkadaşların bizlere katılmasıyla 4 veya 5 kişi de olabileceğimizi hesaplıyorduk. Elimizdeki daha evvelden oluşturduğumuz bilgileri yeniden revize ettik. Gün geçtikçe elimizdeki Hemşin köyleri listesi kabardı.
Sonunda 4 gece kalabileceğimiz bir rota uydurduk kendimize. İlk olarak Tortum tarafına gidecektik.
Ankara’dan tanıdığım Osman Özpolat oralıydı ve onunla beraber bir tortum planı yaptık.
Bu plana göre de ilk kalacağımız yeri Tortum olarak oluşturduk. Osman kardeşimizin ilgisi ve Tortum Belediyesinin de katkısı ile konaklama işlerini halledip Tortum’a yola çıktık. Bizler yaptığımız çalışmalarda Erzurum’da kırk dört köy tespit etmiştik fakat sonra gittiğimizde yüzden fazla köyün olduğunu gördük. Bu sebeple her bölgede ancak birkaç köy gezebildik.
Tüm seyahatimiz boyunca üç tür Hemşinli ile karşılaştık. Bir gurup yaklaşık 250 - 300 yıl önce gelmiş.
Diğer bir gurup ise Rusya gurbeti sonunda kazandıkları ile yatırıma gelmiş bir gurubu gösteriyor ki bunlarda takribi 1900’lü yıllardan itibaren orada gözüküyorlar. Üçüncü bir gurup da İspir taraflarında bizlerin eskiden Hoderçur dediği Sıra konaklar bölgesinde yerleşenlerin zamanlaması ki, onlarda genelde tehcir sonrasına denk geliyordu.

TORTUMUN HEMŞİNLİLERİ

Bir diğer önemli husus da Harita üzerinden köyleri işaretlediğimiz zaman ortaya çıktı.
Erzurum’u baz alarak Tortumun köylerinden Hopa’nın yaylalarına doğru bir çizgi çekildiğinde aynı Tortumun Hemşin köyleri ile Hopa’nın Bilbilan yaylalarının birbiri ile aynı güzergâh üzerinde ve birbirlerine çok yakın olduklarını gözlemledik.

bilbilan

TORTUM BİLBİLAN BAĞLANTISI

Özellikle Tortum Hemşin köyleri birbirine çok benziyor bu sebeple bir köy için yazdıklarımız diğer köyleri de kapsamaktadır. Öncelikle buralarda Karadeniz’in neresinden gelirsen gel hepsine LAZ diyorlar. Yani Karadeniz’den geldiysen, nereden geldiğini bakılmaksızın Laz’sın. Bu hitap şekli Osmanlı belgelerinde Hoderçur tarafında da karşımıza çıkıyordu. Hoderçur’a yaylaya gitmeye başlayan Çinçivalılar için Hoderçurlular bir şikâyet dilekçesi vermiş ve “Çinçivanın Lazları bizi rahatsız ediyorlar” demişlerdir.

PEYNİRLİ KÖYÜ (Guvans)

Tortumda ilk gideceğimiz köy Osman Özpolat kardeşimizin de köyü olan eski ismi ile Guvans diye anılan Peynirli köyüydü. Dere kenarından ve etrafları genelde kavaklarla çevrili bir yol üzerinden kıvrıla kıvrıla Peynirli Köyüne geldik. Köy dere kenarında, kavaklar arasında, dere kenarında bir köydü tıpkı diğerleri gibi. Sanki Anadolu’nun herhangi bir köyü gibi gözüküyordu. Kazlar her tarafta mevcuttu.

KAZLAR

Hayvancılığın izini köyün her santimetrekaresinde bulmak mümkündü. Tezekler bile biz oradayken kurumaya bırakılmıştı. Zaten sohbetten sonra da köylülerin geçim için sadece hayvancılıkla ilgilendiklerini gözlemlemiştik. Birde kendileri için yaptıklarını gördüğümüz Çiçek balı ve Pekmez bolca bulunmaktaydı.
Peynirli köyünde Osman kardeşimizin amcası ve köyün muhtarı Durmuş Özpolat bizleri kahvaltıya bekliyordu. Masadakilerin neredeyse tamamı kendi ürünleri.
Kahvaltıda yardımcı olan İlknur ve Berna Sarıpolat kız kardeşlerin saygıları ise bizlere günümüzde artık görmediğimiz eski günlerin zarafetlerini hatırlattı.
Berna üniversiteye hazırlanıyormuş. İnşallah başarılı olur.

GUVANS PEYNİRLİDE KAHVALTI

Aslında kendileri için yaptıklarını gördüğümüz Kaymak ve yağın yanında ikram edilen Çiçek balı ve Pekmez, bizlere tüm gezi ikram masalarında eşlik etmiş ve maalesef benim hanıma “Vallahi bir şey yemiyorum!” şeklinde yalan söylememe sebebiyet vermişti.
Uzun süren bir sohbet içerisine köyün yaşlılarından Nurettin Çıtraz da eşlik etti ve genel bir değerlendirme yapabildik. Köye gelen ailelerin Eyüpler, Kabadayılar ve Ekşilerden oluştuğu söylendi.
Öncelikle köyün eski isminin var olduğunu ve kendilerinin sonradan oraya geldiklerini anlattılar.
Köye, Baş Hemşin Ortaköy den 250 yıl kadar evvel gelmişler ve o tarihlerden beri bölgede her tür hayvancılığı yapmaktaymışlar.
Kışları köyde muhtar dışında pek bir adam kalmıyor, diğerleri Tortum ve Erzurum’a gidiyorlarmış.

Yazları hayvanlarını yaylalara götürdüklerini söylediler. Nereye götürüyorsunuz deyince “Ha şu dağın tepesine!” dediler. Yaylalara ayrı isim vermiyor ve hangi köy oraya gidiyorsa o köyün yaylası diyorlar.
Misafirperverlik, Erzurum’da hakikaten çok farklıdır ve her yerde bu misafirperverliği görmek mümkündür.
Şive iyice Erzurum aksanına dönmüş. Hemşin ile ilgili sadece dedelerinin anlattıkları dışında pek bir bağları kalmamış Yazları ise daha ziyade yaylaya gittiklerini söylediler.
Yemek benzerliklerine konuşunca Karalahana da yaptıklarını ama bizdeki gibi sık olmadığını, hafta da bir yaptıklarını söylediler. Daha ziyade Sarma yapıyorlarmış.
Muhlama ve Kuymak ayrımını bizdekilerin aksine çok iyi yapıyorlar.
Bugün Karadeniz de bile birçok insana sorsanız size bu ayrımı yapamaz ama orada ismi ile ne olduğunu söylüyorlar. Tulum dinliyor musunuz? diye sorduğumuz ise maalesef artık sadece düğünlerde ve bantlardan güncel olan havaların dinleyebildiklerini ve onu da düğünlerde Erzurumvari oyunlarla oynayabildiklerini söylediler. Hüseyin Reyhan gibi bir Tulumcunun yanımızda olması sebebiyle biraz kulak pasınızı alalım mı deyince de çocuk gibi sevindiler. “Dedelerimizin çok hoşuna giderdi onlarda duysunlar!” dediler. Ata topraklarından gelmişler diye ilave ettiler.

 

GUVANS'TA KULAK PASINI SİLMECE

 

 

Fotoğraftakiler soldan şağa
İlknur ve Berna Sarıpolat, Nurettin Çıtraz, Metin Gültan, Nafiz Sonçıtraz, Durmuş Özpolat, Akın Kibar
ve 
Hüseyin Reyhan. 

Fotoğraf Yaşar Yurtseven 

 Harika misafirperverlik, hoş sohbet ve dinletiden sonra teşekkür ettik ve ikinci köyümüze geçtik.
Eski adı ile guvans yani Peynirli köyünü geçtikten sonra ikinci durağımız eski adı ile Vahtaans denilen Tipili köyü olmuştu.

Tipili Köyü (Vahtaans)

Tipili köyü de Peynirliye çok yakın bir köy.
Orada da köyün muhtarı olan Tahsin Aydemir ile görüştük.

TİPİLİ KÖYÜNDE MUHTARLA SOHBET

Mevsimin Güz olması ve havanın sıcak olması nedeniyle herkesin oralarda havadan istifade ederek günlük işlerine daldıklarını ve o saatlerde piyasada pek bulunmadıklarını görmek mümkün.
Biraz sohbet den sonra Muhtar bizlere bir kitap getirtti.
Ali Akbulut diye bir arkadaşımız Tipili köyünün bir çalışmasını yapmış. Kendisi akademik olmayan ama Tipili köyü için 600 sayfalık akademik çalışma gibi bir kitap karşımıza çıkınca inanın ki şok oldum.
Hemen Ali bey ile görüştüm. Ali bey sadece bu kitap dışında 4 kitabı daha olan ama her çalışmasını akademik düzeyde yapmaya çalışan bir arkadaşımız. Kendisini KALİF dergisi için bir yazı yazmaya ikna ettim. Bu sebeple detaylı bilgileri onun yazısına bırakmayı tercih ediyorum. Fakat gene de söylediği bir cümle çok ilgimi çekmişti. Resmi bir rakam değil ama yaptığım çalışmalarda gayri resmi olarak Tortumun %70 inin Rizeli ve onunda çoğunluğunun Hemşinli olduğu söyleyebilirim demişti.
Çoğunun geldiği noktanın Baş Hemşin Ortaköy yani şimdiki adıyla Orta yayla köyü olması enteresan geldi bana.

 

Gerçi onlar sadece Ortaköy diyorlar. Buralardaki ana uğraş hayvancılık.
Biraz evvel de aynı konuya girdiğim gibi burasını haritada biraz daha uzatıp Artvin tarafına doğru bir yay çizip bakarsanız oralarda da Başhemşinden geldiğini söyleyen ve bugün Hopa Hemşinlileri diye tanımlanan Hemşinlilerden yaylaları olan Bilbilan ve diğer yaylalar karşınıza çıkar.
Onların gidiş tarihleri de hemen hemen 250 yılı bulmakta. Sanki hayvancılık yapsınlar diye o bölgelere yerleştirilmiş gibi gözüküyorlar. Belki de gidiş tarihleri aynı ve birileri tarafından Hayvancılık yapsınlar diye buralara gönderilmişler gibi gözüküyor. Tipili köyü de aynı Peynirli gibi Baş Hemşin Orta yayla köyünden. Köyden çıkarken gördüğümüz mezarlık ise bize çok ilginç geldi.

TİPİLİ KÖYÜNDE MEZARLAR

Birçok mezarın kitabesinin olması enteresandı. Bunlardan birisinin çevirisi ise aynen şöyledir.

Hüvelhayyul- Baki. Elmerhume el-mağfure. el muhtaç ila rahmet-i Rabbihil Ğafur. Muhammet ağanın kerimesi. Emine hanım ruhu için Elfatiha. sene 1313 (1897)

KARLI KÖYÜ (Norşen)

Tipili den sonra gittiğimiz köy ise eski adı ile Norşen denilen Karlı köyü.
Yol adeta tepeleri aşarak gidilen ve ölçemediğimiz ama kesin 2.200-2.500 arasında bir yükseklikte bulunan Karlı tam bir yayla köyü görüntüsünde. Tepelere çıkan o virajları giderken yol kenarında bulunan Kuşburnu meyveleri ise olmuş ve adeta hadi beni koparın diye bizlere göz atar gibi görünüyordu.

 

KARLI KÖYÜNE GİDİŞ

 Görüştüğümüz Karlı muhtarı Tarkan Ozan, almış olduğumuz diğer bilgilerin yanında bizlere Rize’den yerleşimin daha ziyade İkizdere de Ekşioğlu, Morkoç, Demircioğlu ve Çakmaklardan olduğunu söyledi.

YAĞCILAR KÖYÜ (Karinkos)

Buradan sonra gittiğimiz ve eski adı Karinkos olan Yağcılar köyü muhtarı cenaze dolayısıyla yan köydeymiş. Yan köyde bizim listemizde olan bir yer olan eski adı Zinavur olan Kazandereydi.
Hem oranın da muhtarını hem de diğer köylüleri bulup muhtarın evinde sohbete geçtik.
Bilgiler hemen hemen aynı bilgiler.
Buraya göç eden ailelerin Tüylüoğlu, Ekşioğlu, Uzunosmanoğlu, Koçlar olduklarını söylediler.
Vaktimiz artık akşam üzerine geldiği ve kulak pasınızı almak için Tulum çalmak isterdik ama cenazeniz var dememize rağmen bizi bırakmadılar ve diğer köye götürüp orada tulum çaldırdılar.
Tuluma inanılmaz bir hasret sezinledik. Orada da ata topraklarımızdan gelmişler duyun ey rahmetliler gibi sözler söylendi.

YAĞCILAR KÖYÜ

Akşam üzeri Erzurum’a geri döndük. Karargahımız olan Güzelyurt Lokantasına kurulduk.
Aslında bizim bu Erzurum operasyonunu zamanında Güzelyurt’un sahiplerinden Ruşen ile beraber planlamaktaydık. Fakat maalesef Ruşen’i yakın bir zaman da kaybettik. Kardeşi İsmail Yıldırım da aynı misafirperverlik ile bizleri ağırladı. Kendisine buradan ayrıca teşekkür etmek isterim.
Bizlere Erzurum da rehberlik yapacak olan ve her ne kadar Erzurum doğumlu olsa da has be has Çamlıhemşin Mollaveyis köyü Barın ailesinden  olan Turgut Barın ile burada görüştük.
Turgut kardeşimiz ile zaten 2 senedir biz bu planı sürekli konuşuyorduk.
Turgut kardeşimiz bizlere rota çiziyordu. Kendisi emekli olsa da Tortum Tapu müdürlüğü yapmış olan Turgut Barın’a, tanımadığı adam ve bilmediği konu olmadığından dolayı “Erzurum’un belleği “ismini taktık. Her şeyi ve herkesi bilip hatırlayınca Turgut Barın’a kayınpederim rahmetli Mehmet Gözen’i sordum. Çünkü kayınpederim Emlak bankasının en genç şube müdürü olarak Erzurum’a tayin olmuş ve buradan Eskişehir de Belediye Başkanlığı yapan Sebahattin Günday’ın kızı Leyla ile evlenmişti.
Ümitsiz bir şekilde sordum ama babasının tanıdığını ve hatta bazı sohbetlerde ondan bahsettiğini bile söyleyince inanın ki şok oldum. Nasip olursa inşallah Turgut kardeşimle de ayrıca bir sohbet yapmak isterim. Kaçırılmaması gerekir bilgilere sahip

GÜZELYURT LOKANTASI

Bu arada Güzelyurt Lokantasını bilenler bilir ama bilmeyenler için söyleyeyim.
Ruşen ve İsmail’in babaları Kemal Yıldırım Çamlıhemşin Yolkıyı köyünden buralara gelmiş.
Gelene kadar da Bulvar Palas da yetişmiş. Bu sebeple Güzelyurt Lokantasında eski klasik Bulvar Palas ve Karadeniz Lokantası menülerini bulmak ve oralarda Beefstraganof’lar veya Sufleler yemek mümkündür. Eski tarihi bir binada hizmet veren Güzelyurt Lokantasına Erzurum seyahatiniz de gitmenizi şiddetle öneririm. Erzurum’un simgesi olmuş olan Güzelyurt Lokantasının hikayesini ise inşallah Çamlıhemşin Dergisinde yayınlayacağız.

Güzelyurt Lokantası Soldan Sağa: Turgut Barın, İsmail Yıldırım, Metin Gültan, Hüseyin Reyhan, Yaşar Yurtseven

2.GÜN

Turgut Barın ile sabah buluştuktan sonra gitmeyi planladığımız köyler Umudum, Köşk, Eski adı Zaggi olan Şenyurt ve Eski adı Şpek olan Tuzluca olacaktı. Fakat Turgut bizlere inşallah oralarda adam buluruz dedi. Çünkü mevsim artık dönmekte olduğu için köylüler Erzurum’a kışlıklarına dönmeye başlamışlar. Bunlar daha ziyade Erzurum’a yakın olan yerlerdeki köyler. Buralardaki köyleri gezerken dikkat ettiğimiz en önemli konulardan bir tanesi köylerde Hemşinliler ile beraber başka yerlerden gelenlerin de varlığıydı. Buralarda gelen Hemşinlileri ise ikinci kategoride değerlendirmek mümkün.  1900’lü yılların başlarında gelmiş ve muhtemelen Rusya da kazanılan paralarla oralarda bir yatırım yapalım niyeti taşıyan kişiler gibi gözüküyor. Hep anlatılan bir konudur, Çamlıhemşin’deki konakların en meşhurlarından olan Tarakçı ailesinin o zamanlar reisi durumundaki Hurşit ağanın Rusya da Yalta da iki pastanesi olduğu ve oraları 11 oğluna bırakıp memlekete döndüğü, çocukların ise kazandıkları paralar ile babalarından habersiz Trabzon’un merkezi yerinde çok büyük bir arazi aldıkları, bunu duyan babanın ise “Satın gelin burada konak yaptıracağız” diye o yatırımı sattırdıkları anlatılır. Neticesinde ise bugün 18 odalı büyük bir konak yaptırmıştır. Fakat Trabzon’daki o yatırım kalsaydı ne olurdu onu da tahmin etmek mümkün değil.

Erzurum’da da benzeri olduğuna inandığım bir durum var çünkü buralarda ciddi anlamda hayvancılık ve dericilik yapmışlar. Bunlar için de dağlar, mezreler de almışlar. Yani ciddi anlamda mülk almışlar.

Diğer taraftan ise Erzurum’un zamanındaki neredeyse tüm pastaneleri ve önemli iş yerleri Hemşinlilerin kontrolü altındaymış.
Yolculuk esnasında arazi düz olduğu için uzaklardaki köyleri yol üzerinden görmek mümkün.
Uzaktan baktığınız zaman sanki sihirli bir el dokunmuş ve Hemşinlilerin kaldığı bölümleri yeşillendirmiş gibi gözüküyor.

Erzurum gittiğimiz yer olan Umudum köyü aynı zamanda bize mihmandarlık yapan Turgut Barın’ın da köyü.

UMUDUM KÖYÜ

Genelde Rusya da bulunan ve orada edindikleri büyük sermaye birikimi ile iş yapmaya çalışan kişilerin yatırım alanlarından birisiydi Erzurum.
Erzurum’a yerleşen ve orada yaşayan kişilerin de olan yaşadıkları köylerden birisi Umudum köyü. Köyün içerisinde sadece birkaç kişi inşaat yapıyordu. Bütün köy nüfusu bunlardı. Aslında bunun dışında kimseyi göremedik ama başka köylerde bu kadar adam bile göremediğimiz oldu. Yani bir nevi yazlık gibi buralara gelip kışları Erzurum’a veya başka illere gidenlerin de olduğu söylendi. Gerçi sağ olsun Turgut Barın bizlere oralara yerleşmiş ailelerin kimler olduğunu ve ne işler ile ilgilendiklerini detaylı bir şekilde anlattı.

 

ERZURUMDA YATIRIMIN İZLERİ

Sadece bu değil bize aynı zamanda Erzurum’da iş yapan Hemşinlilerin de hangi işlerle uğraştıklarını da anlattı.  Bütün bunları “Erzurum’daki Hemşinliler ve Güzelyurt Lokantası” yazısı gibi Çamlıhemşin Dergisinin bir sonraki sayısına taşımak en büyük amaçlarımızdan birisidir.
Fakat gene de bu köyde yaşamış olan bir isimden özellikle bahsetmeden geçmek istemiyorum.

Adı Hurşit Ertuğrul

 

Aslen Çamlıhemşin Meydan köyünde doğan, İlk, Orta ve Lise öğretimini Erzurum da yapan Hurşit Ertuğrul, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinden 1954 yılında mezun olmuştur.
Çeşitli akademik çalışmalarından sonra 1970 yılında Profesör ve 1976 yılında da Atatürk Üniversitesinde seçim sonucu göreve gelen ilk Rektör olmuştur.
Hurşit Ertuğrul; Ülkemizde 17 yıl ile üniversite tarihinde en uzun süreli rektörlük yapmış bir hemşerimizdir.

UMUDUM KÖYÜ

 KÖŞK KÖYÜ

Umudum köyünü yüzeysel olarak geçtikten sonra ikinci gittiğimiz köy Köşk olmuştu. Köşk köyünü epeyce dolaştık ama bir köy sakinlerinden kimseye rastlayamadık. Fakat köye girerken karşılaştığımız tabelalar enteresandı. Bizden birileri oralara gitmiş ve dağlar mezralar almışlar hem de o mezralar tabelalar la gösterilir olmuş. Çok garip duygularla köyü gezip geri döndük. Sonra ise Köşk ile ilgili daha evvel oralarda 5 yıl yaşamış olan Mustafa Kıyak isimli bir araştırmacının 1988 yılında hazırladığı “KÖŞK KÖYÜ Dumlu Erzurum YAKIN ÇEVRE İNCELEMESİ” notlarına ulaştık.

Mustafa Kıyak araştırmasında; Osmanlı Arşivlerine dayandırdığı bilgilerinin köyün en eski tarihi olarak 1540 yılını gösterdiğini bildirmektedir. Bizimle ilgili olarak da köye ilk gelenlerden birisinin adının Mahmut Bey olduğunu bildirmektedir. Mahmut beyden sonra Hemşin Başköy’den ; Timurlardan Habib oğlu Süleyman ve Yusuf Cacaoğullarından Osman oğlu Hasan usta, Aşağı köyden gelenler ise;

İzhar oğullarından Durmuş oğlu Hacı İslam, Hüseyin ve Abdullah, İzhar oğullarından Ali oğlu Müslüm, Hacı gani ve Salih, Tüysüzlerden Hacı Hüseyin oğlu Kasım, Bayramlardan Bayram dede ve oğulları İbrahim, Ahmet, Süleyman, Köselerden Mehmet ve oğlu Ali, Mağremlerden Mahmut oğlu Ali, Onbaşı ve Yunus ilk gelenler olarak işaretlenirken, Sonradan gelen aileler arasında ise Abdallar, Çamurlular, Bozolar, Musa dayılar, Dalakalar ve Temeller gözükmektedir. Bölgeye Hemşinliler gelmeye başladığında 5 Ermeni aile ve bir Müslüman aile yaşamaktaymış. Bu bilgilerin ışığında biraz daha köy içinde dolandıktan sonra

ŞENYURT KÖYÜ (ZAĞGİ)

Bir sonraki durağımız ise eski adı ile Zağgi diye adlandırılan Şenyurt olmuştu.
Büyük çoğunluğu Hemşin bölgesinden olan bu köyümüzün hemen girişinde bir aile ile sohbete oturduk. Adam kendisinin Hemşin eniştesi olduğunu ve eşinin Çinçivalı ve Burumlardan olduğunu söyledi. İsmi ise Seher (Burmaoğlu) Avcı olan bu ablamız ve eşiyle epey sohbet ettik.

 

TUZLUCA KÖYÜ (ŞPEK)

Merak ettiğimiz bir köyde eski adı Şpek olan Tuzluca Köyüydü. Burada Bacak Osman lakaplı Osman Yıldırım ile görüştük. Ailesi Çamlıhemşin Meydan köyünden gelmiş olan Osman Yıldırım orada ciddi anlamda hayvancılık yaptıklarından ve yeni yatırımlarının da hayvancılık üzerine olacağından bahsetti.
Biraz daha bölgesel sohbetlerden sonra müsaade isteyip Erzurum da buluşacağımız kişi ile görüşmeye gittik.

OSMAN YILDIRIM İLE GÖRÜŞME

 YAĞLIKÖYÜ

Muhtar Şakir Ünal ile Erzurum da Birleşim Pastanesinde buluştuk.
Bize hem yağlı ile ilgili ve hem de oradaki civar köylerdeki Hemşinli yerleşimleri hakkında güzel bilgiler verdiler.

Civardaki Hemşinlilerin yaşadığı köy isimleri ile ilgili bize verdikleri isimler ise tahminimizin çok ötesindeydi. Rizekent, Ağızeken, Sırrı, Üçkilise, Arapköy, Kavaktepe, Ahırcık, Kuzgun, Çatak, İncesu, Ortaören, Yağlı, Yaylacık, Karahan, Akpınar köylerinden bahseden Şakir Ünal; buralarda da Hemşinlilerin yaşadığından bahsetti.
Artık vakit geç olmaya başladığı ve daha İspire gideceğimiz için bu köyleri ziyareti başka bir yolculuğa erteleyerek vedalaşmak durumunda kaldık.
Erzurum’a ve Turgut Barın kardeşimize veda ederek yakın zannettiğimiz fakat 147 km uzaklıktaki İspir’e doğru yola çıktık. İspir yolu 3 tepedir demişlerdi ama o tepelere giden virajlardan kimse bahsetmemişti. 147 Km yol takriben 3 saat sürdü. Burayı niye Erzurum’a bağlamışlar bilemem ama İspirliler bile bu işten çok şikayetçi. Hatta Hoderçur tarafındakiler keşke bizi Rize’ye bağlasalar diye de dua etmektelermiş. Hava iyice kararmış olduğundan pek manzara göremediğimiz İspire geldiğimizde kalacağımız yere yakın bir noktada karnımızı doyuralım diye girdiğimiz lokantada İspir Fasulyelerimizi ve kavurmalarımızı yiyerek ve geceyi kalacağımız (artık bizden başka kimsenin olmadığı Bungalov otelde) kendi kendimize çalınan tulum ve türküler eşliğinde geçirip kendimizi Hoderçur tarafına hazırladık.

3.GÜN

Gece ispir de konakladığımız bungalov da sabah uyandığımızda kendimizi artık klasikleşmeye başlayan bir dere ve çevresinde daha ziyade kavaklardan oluşan ağaçlar arasında bulduk. Çoruh vadisinde her   yer hemen hemen aynı görüntüde. Ortada bir dere ve derenin etrafı Kavaklar, meyve ağaçları ve Kuşburnu ile dolu birçok ağaçlar ve daracık bir yol. Bungalovun hemen karşısında kahvaltımızı yapıp bir sonraki durağımız olan eski adı ile Hoderçur yani Sıra konaklara doğru yola koyulduk. Orada bizi bölgede Ayyıldız Hoca diye bilinen Fahrettin Hoca ve eşi karşılayacaktı. İspir den yola çıktık ama Sırakonaklar’a daha 50 km yol daha vardı. Halbuki İspire gelince ben geldik diye sevinmiştim. Baraj çalışmalarından dolayı yollar da çok sorunlu. Hem yollar gidiş gelişli ve hem de bolca virajlı.
Bir yamaçtan gidiyorsun ama yolun bir tarafından sürekli kayalar düşüyor. Yolun en güzel tarafı bir ana ve iki yavrusu ile gördüğümüz dağ keçileriydi. Oralarda sıkça görülürlermiş.

50 Km dedik ama 2 saat kadar süren uzun bir yolculuktan sonra Sıra konakların olduğu vadiye girdik.
Burası eskiden daha ziyade bir Ermeni yerleşkesiymiş ve Ermeni meseleleri sırasında çok yoğun olarak kullanılmış bir yer. Zaten girişinden bile vadinin zorluğu ve savaşmaya ne kadar çok müsait olduğu anlaşılıyor. Neredeyse iki kişiyi oturt, vadinin girişinde makineli tüfeklerin başına koy, koskoca orduları durdurmayı başarır. Sıra konaklar da Ayyıldız Hoca diye tanınan Prof. Dr. Fahrettin DEMİR ve zarif eşi Hülya Hanım bizleri bekliyorlardı. Hem de henüz tamamlanmamış olsa da kendi yaptıkları evlerinin kapısında. Fahrettin Hoca enteresan bir adam. Eşi ile beraber orada kendilerince bir hayat sürmeye çalışıyorlar.

Fahrettin Hoca 1963 Sıra konaklar doğumlu Türkiye'de İpragaz, Net Holding, Profilo, Eczacıbaşı gibi Türkiye'nin önde gelen firmalarında, Yurt dışında ise Bell Helicopter Texron, Matin JV Oil Production gibi firmalarında yöneticilikler yapan, Yurt dışında bulunduğu yıllarda ise Moskova'daki MGU Lomonosov Devlet Üniversitesinde doktorasını tamamlayan birisi. Uzun yıllar Uluslararası Kıbrıs Üniversitesinde görev yapmış ve Moskova Devlet Üniversitesinden profesörlük unvanı almış birisi.
Aynı bizim oraları gibi güzel türkü kuruyor. Kendisi ile ilgili güzel bir Türkü yazmış.

Hodoçur'un işini, Gördüm yazı kışını,

Hodoçur değiştirdi, Kalbimin atışını.

Yaşarım Hodoçur'da, Gönlünce doya doya,

Dönmüşüm ben köyüme, Elli seneden sonra.

Sulayın çayırları, Aman otlar yanmasın,

Hodoçur'u sevenler, Gurbet elde kalmasın

Eşi Hülya Hanım ise Hemşin Zuğa dan. Eski soyadı KÜÇÜK. Makina ressamı ve Türkiye Şeker Fabrikaları Genel müdürlüğünde uzun yıllar makina ressamı olarak çalışmış birisi. 2019 yılından beri Sıra konaklarda yaşıyor ve şu aşamada kendi evlerini yapıyorlar. Hemen hemen her şeyi kendileri imal ediyor ve kullanıyorlar. Keçi yetiştiriyor, Meyve topluyor, Balcılık yapıyor ve ekip biçiyorlar.
Keçileri olduğu için bu aralar gözlemlediğim kadarıyla da bol bol kurtlarla mücadele ediyorlar.
Üç tane de köpekleri var. Kedi sayısı belli değil. Biraz sohbetten sonra hedefimizde bulunan eski adı ile Hunut yani Çamlıkaya’ya ve eski adı ile Salaçur denilen Aksu Vadisine doğru yola çıktık.
Bizim taraftan İspir tarafına geçilirken eskiden 2 güzergâh kullanılırmış. Bunlardan birisi Hunut ve Salaçur üzerinden ispir ve Erzurum tarafları, diğeri de Yaylalar denilen Hevek üzerinden Yusufeli, Ardahan, Kars tarafları. Bir diğer geçiş de Hoderçur üzerindendir ama burası sadece yayla olarak kullanılmıştır.  Buradan başka yerlere gitmek yolu epeyce uzatmaktadır. Bu sebeple yaylacılık dışında kullanıldığını düşünmüyorum. 

ÇAMLIKAYA YANİ HUNUT

İlk gittiğimiz yer Hunut yani Çamlıkaya. İkisinin de araba yolu farklı. Araba olmadığı zamanlarda aynı güzergahta olan burası araba yolundan sonra farklı rotalar çizmeye başlamış. Aslında bizim dağların hemen ardı Hunut ve Salaçur. Bizden Haçıvanak ve Karmik üzerinden İspire gitmek için dağları aştığınızda ilk karşınıza çıkan yer önce Hunut sonra da Salaçurdur. Oradan İspire gitmek mümkün.
Aslında Hemşinlilerin Erzurum taraflarına geçiş veya tersi İspirden bizim bölgeye geçecekler için sıkça kullanılan bir yol ve önemli bir geçiş noktası. Fakat böyle olmasına rağmen fazla Hemşinlinin yaşadığı bir yer değil Hunut. Hani eskilerimizin daha ziyade yaylalarda karşılaştıkları katırları ile gelen Meyve satıcıları vardır ya işte hepsi bu yoldan gelmişler. Orada insanlar sağ olsunlar çok da ilgi gösterdiler ve epey sohbet ettik. Sohbet sonunda tabi hemen Tulum da şişti.

BU DAĞIN ARDI HUNUT , UNUT SEVDİĞİM UNUT

Kendilerinin de bir Tulumcusu varmış ve birazdan gelir dediler. Tabi Hüseyin Reyhan Tulumu şişirdi.
Böyle zamanlarda Hüseyin’in Tulumu bambaşka bir havaya giriyor. Sürekli yanında olmama rağmen beni bile farklı bir havaya sokuyor. Biraz sonra kendilerinin tulumcusu geldi. Ama biraz çekingen gözüküyordu. Ben eve gidip elbisemi değiştirip geleyim dedi. Yahu ne gerek var dedik se de dinletemedik ve evine gidip elbisesini değiştirip geldi. Meğer o arada Hüseyin’in hakikaten Tulumcu Hüseyin Reyhan olup olmadığını incelemek için gitmiş internete bakmış Arif Ceylan kardeşimiz.
Tabi o gelince tulumu Hüseyin ona bıraktı ve başladık bir Horona.
Horonun ilk Forasında ben rahmetli Yusuf Işık ağabeyimin sürekli söylediği,

Bu dağın ardı Hunut,
Unut sevdiğim unut! diye türkümü söyledim.

Aaaaa hemen cevap geldi;

Bu dağın ardı Rize,
Gidelim geze geze, demezler mi,
Bir hoşuma gitti ki hiç sormayın.

 

AKSU VADİSİ YANİ SALAÇUR

Güzel bir dinleti, Horon ve Sohbet ten sonra bu sefer eski adı ile Salaçur olan Aksu vadisine doğru yola çıktık. Aksu vadisi ve Hunut bizden gelirken yol üzeri gibi harita üzerinde gözüküyor ama araba ile tekrar geldiğin yoldan dönüp farklı bir vadiye girdiğin rota üzerinde yer alıyor.
Hava artık akşam üzeri olmak üzereydi ama gene de oralarda olan kişiler ile güzel sohbetler yaptık.
Oralarda da pek Hemşinli yok. Veya bize öyle denk geldi.

AKSU VADİSİ (SALAÇUR)

Aksu vadisi 8 mahalleden oluşuyor ve 4 muhtarlık tarafından yönetiliyormuş.
Konu bir ara geldi ve “Neden bizi Rize ye bağlamıyorlar?” konusuna dayandı.
Aslında çok haksız da değiller. Erzurum buraya 200 km uzakta.
Sohbetin bir noktası, aralarından bazılarının dedelerinin veya babalarının bizim oralara katırlarla meyve getirdiklerine kadar uzadı.
İnsan hakikaten çocukluğunda yaşanılan bazı şeylerin muhataplarını karşında gördüğünde bir tuhaf oluyor. Hani birçok insan bilmez ama Meyvenin kırıntısının dahi olmadığı o yaylalarda meyve taşıyan katırcılar büyük nimetti. Çürük mürük bakılmaz o üzümlerin tanesi bile kalmazdı.
Hakikaten duygulanılan bir andı.
Epeyce sohbetten sonra artık geri dönüş başlamıştı çünkü gene yarım saatlik bir yolumuz vardı.
Akşam Fahrettin, eşi Hülya Hanım ve Ankara da tanıdığımız tulumculardan olan Ali Yılmaz’ın kendisi gibi tulumcu olan babası Metin Yılmaz ile türküler eşliğinde güzel bir gece geçirdik.
Bu arada Fahrettin kardeşimizin ne kadar güzel türkü attığını da öğrenmiş olduk.

METİN YILMAZ, METİN GÜLTAN, FAHRETTİN DEMİR, YAŞAR YURTSEVEN

4.GÜN

Mis gibi bir hava ile uyandık ve Kahvaltımızı sohbetler eşliğinde yaptık. Aslında ne kadar çok konuşacak konumuz varmış da bilememişiz. Enteresan çok bilgi var Hodorçur ile ilgili çünkü Hodoçur eski bir Ermeni yerleşkesi ama bunlar olmaları gerektiği gibi Gregoryen değil, Katolik Ermenileri.
Bazılarınızın şimdiden Ermenilik, Ortodoksların farklı bir mezhebi değil midir, hatta bunlara Aziz Gregor dan itibaren Gregoryen demiyorlar mıydı? dediğinizi hatta Katolik’in Ermeni’si mi olurmuş? diye eklediğinizi de duyar gibi oluyorum ama maalesef konuya Batı tarafı müdahil olunca sadece Gregoryen kalmıyor, Katolik’i de, Protestan’ı da oluyor.
Elinde, bir Mkhitarist rahibi olan Katolik İnciciyan’ın kitabı ile Karl Koch bile 1835 yılında Karadeniz ziyaretinde ilk olarak sahilden buraya gelmiştir. Fakat anılarında elindeki kitap da yazan bilgilerin ne kadar yanlış ve abartılı olduğunu da yazmıştır. İnsan o zaman misyonerliğin buralara kadar nasıl geldiğini ve ne kadar etkili olduğunu buraları gezince anlıyor. Acaba neden? diye de sormuyor değil.

Neyse biz gelelim gene gezimize,
Öncelikle adı konusunda bir eleştiri aldım. Biz de Hoderçur, Hodorçur falan diyoruz ama doğrusunun HODOÇUR olduğu eleştirisi geldi Fahrettin Hocadan.
Ayrıca eskiden yaklaşık 150 konağın var olduğu bilgisi ile yeni isminin Sıra konaklar olmasının ne kadar örtüştüğünü de orada görmek mümkün.
Ben veya benim gibi bizim oralarda yaşayan ve bölgeyi görmemiş çoğu insan için eminim ki Hodorçur demek Davalı yayla anlamına gelmektedir. Fakat orası Davalının da için de olduğu bir bölge.
Şöyle düşününü; Çamlıhemşin de yol sola Ayder’e giderken yer alan bütün bölgeye Hala diyoruz ama içerisin de bir sürü köy ve yayla vardır.  İşte Sıra konaklar da öyle bir yer.
Özetle Sıra konaklar köyü; Erzurum, Rize ve Artvin illeri arasında Kaçkar dağları eteklerinde on beş kilometrelik, kapalı bir vadi içerisinde belirli aralıklarla yerleştirilen on beş mahalleden oluşmaktadır.
Eski taş konakları ile tanınan köyde halen bu eski yapılardan kullanılanlar bulunmaktadır.
Bölge konum itibarıyla; Rize ili Çamlıhemşin ilçesinin hemen arkasına Haçıvanak, Karmik ve Apevanak yaylaları üzerinden giden yaya yolları ile Davalı yayla birbirine bağlıdır.
Bizim kaldığımız Fahrettin Hocanın evine ise yedi kilometre uzaklıktadır Davalı yayla.

Bölge ayrıca Artvin ili Yusufeli ilçesine, eski adı Hungemek köyünün arkasında bulunan Avelgut yaylası ile ve Erzurum ili İspir tarafına da köyün en alt mahallesi olan Cücebağ ile komşudur.
Yani kısaca Sıra konaklar; Rize, Artvin ve Erzurum İspir tarafı ile komşudur.
Köyün en alt mahallesi bin metre, en üst mahallesi yaklaşık iki bin metre yüksekliktedir.
Eski adı Hodoçur (dağınık su) olan köy deresi, altı derenin birleşmesi ile Sıra konaklar deresini oluşturur.
Osmanlı imparatorluğu zamanında Artvin ili Kiskim kazasına bağlı olan köy Cumhuriyet yıllarında İspir'e bağlanmıştır.
Köyün yerleşik halkı ağırlıklı olarak Çamlıhemşin ve Hemşin den gelip buraya yerleşenlerden oluşmaktadır.
Günümüzde ise bu ikilem devam etmekte ve yerli halk kendisini Rizeli olarak görmeye devam etmektedirler. Hatta Rize’ye bağlanmayı ciddi olarak da düşünmektedirler.

Sıra konakların içinde yer alan mahalleleri sayacak olursak en büyük vadide bulunanlardan aşağıdan yukarıya doğru Cücebağ (Cicebağ), Yoncalı (Sunis), İncili (Gahmud), Sungurlu (Vayne), Çavuşlar (Kevut), Akbaş (Çuçula), Guneşli (Kapres), Dallıca (Babanoz) ve Ocaklıdır (Ahbini) bunlara ilave ayrı bir vadide bulunan Üç kardeşler (Goğonos), bir diğer vadide Altıntaş (Hantaçor) ve diğer bir vadide Yumruca (Gırman) dır.

Kahvaltıdan sonra ilk işimiz Davalıya tırmanmak oldu. Yedi kilometrelik toprak ve bozuk bir yoldan Davalıya doğru gitmeye başladık. İşte o anda insan ister istemez bizim o taraflarla mukayese etmeye başlıyor. Çünkü yol bozuk ama düzeltmeye gelecek olan araçlar silmeye niye gelsinler diye düşünüyor insan çünkü doru dürüst giden turist yok. Kendileri de ancak Hayvancılık yapmak için bu yolu kullanıyorlar. Oda yaya olarak. Aslında Davalıya davalı adını veren mahkeme konusu da yanlış biliniyor veya bilinçli bir şekilde Ermenilere bağlanmaya çalışılıyor. Biz Çamlıhemşin Dergisinin 4.sayısı 96. Sayfasında “Bitmeyen davalar” başlığı altında bu konuyu işlemek için araştırırken o zaman sağ olan Lazaloğlu (Vatandaş) Mustafa Amcamız ile Hodoçur konusunu da çok detaylı görüşmüştük.

Aslında konunun tabi ki davadan evvelki tarafı da var.
Burası daha evvel de dediğimiz gibi bir Ermeni yerleşkesi ve yaylası. Dağın bizim tarafının Apevanak yaylasını kullanan Çinçivalılardan birkaç kişi muhtemelen tesadüfen buralara geliyorlar ve bakıyorlar ki hava kuru, güneşli ve çiçek kaynayan bir tabiat var. Halbuki bizim taraf sürekli çize ve hayvanlar ıslak ot yemekten çok mustarip.
Burası çok bereketli gözüküyor. Önce kim geliyor söylenip söylenmediğini de şimdi hatırlamıyorum fakat Mustafa amcalar da ilk giden birkaç köylüden birisi. Mustafa amca babasından duyduğu şu hikayeleri de anlattı; Önce bizim sayımız azken Ermenilerle aramızda hiçbir sorun yokmuş. Yaylanın ortasından geçen derenin bir tarafında biz, diğer tarafında da Ermeniler yaşamaktaymış. Kimse kimsenin tarafına geçmiyormuş. Fakat her sene gelen sayısı artınca sorunlar da başlamış.
Hatta bölge Naibine “Çinçivanın Lazları bizi rahatsız ediyorlar” diye bir dilekçe bile vermişler.
Şu anda bile tüm Erzurum için dağın bu tarafı yani Karadeniz Laz’dır. Sonra tehcir olduktan sonra yaylayı kullanmaya devam ettiklerini. Bu arada devletin Ermenilerin tarafını kiraya verdiğini öğreniyorlar. Bunun üzerine yaylanın kiraya verilen kısmını bize satın diye talep etmişler.
Devlet de satmış ve tapu vermiş. Fakat sonra devlet bakmış ki bunlar diğer tarafı da kullanıyorlar, Burayı aldınız ama diğer taraf meradır ve orayı kullanamazsınız diyorlar ve Çinçivalılar bunun üzerine orayı da satın alıyorlar. Bunların olma tarihi 1933. Satın alındıktan sonra 1942 yılında tek tapuya dönülüyor. Daha sonra 1956 yılında Sıra konaklar da yaşayan iki kişi, Çinçivalılar bizin yaylamıza müdahil oluyorlar diye dava açıyorlar.
İşte Davalı yaylanın davasının başlama konusu böyledir ve senesi 1956’dır. İşte şimdi biz o davalı yaylaya gidiyorduk ve hakikaten heyecanlanmıştım. Giderken yol kenarında yapılmış olan dik araziyi maksimum düz kullanabilmek için yapılmış olan set şeklindeki duvarları görünce ne emek verilmiş diye insan kendine soruyor.

 Sanki Samistal’a veya Apevanağa girer gibi bir bölgeye girmiştik. Aynı taşlar, aynı çimler, aynı bitkiler ama sıcacık ve açık bir hava. Epeyce yaylayı, köprüsünü gezdik. Köprünün bir benzeri bizim Apevanak’da da var. Yayla evleri sanki Samistal’ın küçük evleri gibi.

Genel de iki göz evler. Biri ocak olan ve dışarı çıkılan oda diğeri de içte kalınan oda olması lazım.
Ahır yok. Ama her yer acık da olan hayvan barınakları ile dolu çünkü hava güzel ve sıcak. Evlerin arası neredeyse taş döşenmiş yollar ile dolu. Yani evlerin oraya girdiğinde neredeyse ayağın toprağa basmıyor.

İnsan oraya girdiğinde hakikaten tarihi bir süreç yaşıyor. İnşallah orası bu şekilde kalır.
Yayladaki köprüde ilgimi çekti çünkü bir benzeri Apevanak da bulunan bu köprü sanki kardeş gibi.
Aslında dağın hemen arkasında da Apevanak var. O zaman insan köprünün böyle olmasına normal diyor.

Sonra aşağı inmeye başladık. Aşağıda yol üzerinde ve kayaların dibinde birkaç ev gördük.
Burası Taşdibi denilen bir yer ve hakikaten taşların dibinde. 3 ev var ve üçünü de İnceler yaptırmış.
Evlerin kapısı açıktı.Gittik. Şefik İnce ile güzel bir sohbet döndü. Ev sahipleri kapıyı kapatıp gitmek üzereydiler. Fakat orada Hüseyin Reyhan’ın Tulumculuğu iş yaptı. Tanıdılar ve çıkmak üzere olsalar da bize çay demlediler. Tabi Hüseyin’in hazır kuvvet gibi olan Tulumu da çıktı ve çayımıza eşlik etti.
Yanında seçtiğin adamlar çok önemli. Belki biraz daha otururduk ama hava bir anda bozdu ve önce şiddetli bir yağmur ve sonrasında dolu ile bizleri adeta yayladan kovaladı. Yavaşça aşağı köylere inmeye başladık.
İlk olarak Ocaklı (Ahbini) mahallesine gidip Mustafa Akıncı ile sohbet ettik. Kendisi Kaleli.
Sonra Fahrettin Hocanın köyü olan İncili ’ye (Gahmut) gidip hocanın amcası Talip Demir’i ziyaret ettik. Güzel bir sohbetten sonra arabaya dönerken arkamızdan aynı bizlerde olduğu gibi silah atıp uğurladı Talip Demir bizleri. Daha sonra da Yumruca ’ya (Gırman) gittik ve gene Kaleli olan İsmail Yıldız ve ailesi ile görüştük. En son da Cücebağ’a geri döndük. Burası köyün en alt bölümünde yer almaktadır.
Çok güzel eski bir kiliseden devşirilen Cami vardı.

Gezmiş olduğum yerlerdeki birçok eski kilisenin harap hallerini görünce iyi ki Cami yapmış ve binayı yıkılmaktan kurtarmışlar diye de düşünüyor insan.
Ayrıca oranın belki de en eski ailesi olan Kumbasarların evini ziyaret ettik.

Sağ olsun bize hem evini hem de masasını açtı. Muhteşem tarihi evler. Fethi Kumbasar’ın dedesi çok meşhur birisi. Meşhur Süleyman Kumbasar. Zamanın da Ermeni başkaldırısına karşı oluşturdukları Türk çeteleri ile büyük mücadele vermiş birisi.

 MEŞHUR SÜLEYMAN KUMBASAR

Fethi kardeşimizin ikramları da muhteşemdi. Bu son ziyaretten sonra eve geri döndük ve Hopa tarafına geçiş için son hazırlıklarımızı yapmaya başladık.
Aslında hedefimiz de aynı Hunut ve Salaçur rotası gibi diğer tarafta da Hevek ve Yusufeli rotası vardı.
Bu rota da diğeri gibi bizim atalarımızın sıklıkla arkaya geçmek için kullandığı rotalardandır.
Hatta Hevek’e gidip orada Hevek Horonu oynamak gibi bir misyonumuz da vardı ama beceremedik.
Yusufeli’ne zaten gidecektik fakat Hevek denilen Yaylalar Köyü Yusufeli’nden yaklaşık 58 km uzakta gözükse de 2 saatlik bir yol gözüküyor.
Demek ki yol çok kolay değil…
İnşallah bir dahaki sefere de oraya gidip Hevek oynarız. Yusufeli’ndeki Barajın durumu ve Yusufeli’ne katkıları hiç iyi değil. Çünkü barajdan dolayı Yusufeli’ni başka bir yere taşıyorlar. Bu karmaşıklık ve bir de şiddetli yağışlar sebebiyle Yusufeli’ne bile gidiş gelişli ve tek şerit bir yoldan çok zor gittik. Yusufeli’n den Artvin’e kadar ise sayamayacağımız kadar çok tünel var. Hatta o tünellerden birisinin adı da ELEVİT Tüneliydi. Hepsini aşıp sahile inmek ve orada Osman Kırçiçek kardeşimizle deniz manzaralı bir yerde yemek ise en az seyahat kadar güzeldi.

 

KAYNAK; KALİF DERGİSİ 3. SAYI SAYFA 10